Etiketler

, , ,

Efendim, geçen sene beni Türkiye’nin bir ucuna attılar diye dert yanarken bu sene Avrupa’nın bir ucuna gelmiş bulunmaktayım. Açıkçası ikinci üniversitesini okuyup Erasmus yapan sevgili Müjde’ye özenip başladığım bu yolda söylediğim tek şey Madrid’e inene kadar olacağına inanmıyorum idi. Sezim’in internette bulduğu testlerden birinden annen baban olmazsa ölürsün sen gibi bir sonuç almama sebep olan yurt dışında başımın çaresine bakarım’a ve benzeri seçeneklere büyük konuşarak hayır dediğim için olsa gerek felek al o zaman bu da sana kapak olsun dedi herhalde ki buraya gelmiş oldum. Buradan sesleniyorum sevgili felek bu zamana kadar 7 milyar maaşlı bir iş isteyip durdum, bu saatten sonra 7 değil 10 olsa yine istemem.
Bir şeyin en kötü kısmı malum ilk kısmı, haliyle buraya geldiğimde afallamadım desem yalan olur. Öyle ki, sonbaharın yazdan kalma günlerinde geldiğim Madrid’de ilk bir hafta Allahım suyu su değil havası hava değil deyip durdum. Ev aramak için günlerimi geçirdiğim lobi sadece internetin çektiği tek yer değil aynı zamanda sürekli kızartma yaptığını düşündüğüm bir restoranın hemen üstü idi. İçtiğim suyun ise tek özelliği ise elbette en ucuz olması idi.

TL’nin güvenilirliği simgeleyen çapamsı bir sembolü ve sürekli yükselteceğini gösteren dolar/euro’dan arak üst çizgileri olsa da kazın ayağı hiç de öyle değil tabi ki. Paramızın euro karşısında esamesinin okunmuyor oluşu yeni öğrendiğim bir şey değil kuşkusuz, asıl öğrendiğim başka bir şey oldu: Almancıların neden sürekli para muhabbeti yaptığı. Aldığımız her şeyin fiyatını 3,5 la çarptığımız günlerde, ki artık 4 oldu lütfen birileri de euro bozdursun, evle konuşurken sürekli şu bu karar euro; bu şu kadar euro deyip duruyordum. Merak edenler için söyleyeyim Avrupa çok ucuz ama kazancınız euro ise haliyle benim için de ucuz diyemeyeceğim. Belki gelirimiz yok ama neyse ki biz eksik kalmayalım diye hesaplama yöntemini değiştirip kişi başına düşen milli geliri 2000$ daha artırmış bir TUİK var.

Hayır biliyorum kendime teşhisi koymuştum zaten bendeki meslek hastalığı söz bir şekilde siyasete geliyor. Ama burada Türk’üm deyince söz ister istemez oraya geliyor. Benim çocukluğumda bizi fes takıp deveye biniyoruz zannediyorlar diye dert yanılırdı, sağolsun akape hükümeti bu imajı değiştirdi artık herkes bizi her gün birilerin öldüğü bir yer olarak biliyor. Türkiye’deyken sadece kızıyordum şimdi bir de utanır oldum üstüne. Asıl acı durumsa bunu bizim memleketimizde kimsenin görmemesi, bilmemesi, umursamaması. Ta Çin’den mektup arkadaşım geldi onun da dediği aynı laftı. Bir Türk’ün de aynı lafı dediğini duyacak mı bu kulaklar şüpheliyim. Bu arada burada bu gözler de maaşlarını protesto için ana caddeyi evet ana caddeyi kapatan bir grup emekliyi gördü ki bizim ülkede bir protestoda sadece dayak yemek en iyi ihtimal.

Benim için demokrasisi kadar yabancılığın bir diğer göstergesi olan yabanmersininin reçelini almak bir ev bulur bulmaz yaptığım ilk iş oldu. Allahım marmelatın ne olduğunu bilmesem belki demek böyle imiş derdim ama bildiğiniz jöle idi, kavanozu ters çevirdiğimde dökülmüyordu, o decrece.Tamam kahvaltıda reçel olmazsa doyduğumu anlamam diyecek kadar reçel düşkünü değilim ama tam da bıçakla reçel sürmek yerine ekmek banarak reçel yiyen biri için büyük hayal kırıklığı oldu derken benim için Türklüğün göstergelerinden biri olan bol salçalı yemek yapmak için aldığım salçanın ketçaptan daha sıvı çıkması asıl darbe oldu.
Elbette kimsenin kültürüne laf söyleyecek değilim benimkisi daha ziyade anne yemeği özlemi. Biraz da mutfağımızdan başka öveceğim bir şeyimizin kalmayışından. Geleli dört ayı geçmesine rağmen hala jamon’un kokusuna alışamadım mesela, kaldı ki hemen hemen bütün sakatatları yiyen biri olarak bana oldukça ağır geliyor. Jamon’un hemen her şeye girmesi de haliyle yiyecek seçimini daraltan bir etmen oluyor gerçi zaten de paella ve tortilla’dan başka bir yemekleri de yok gibi. Deniz ürünleri yemeyi seviyorlar, karidesli kuru fasulye gördüm bir dergide mesela, kalamarı her yerde bulmak mümkün bir de göze hitap etmese de oldukça lezzetli bir balıkları var merluza diye. Genel olarak tercihleri bira olsa da bir de Sangría’ları var.

Laf ettiğime bakmayın, klasik bir Türk olarak için bizim pilavla kıyasladığım paella da, aman patatesli omlet işte dediğim tortilla da güzel gerçekten, Sezim babamın yaptığının daha güzel olduğunu söyledi orası ayrı.

img_20161029_150945

Üstteki mantıkla bizim tulumbanın çikolatalısı olan churro ise görünüş olarak benzese de, ki Valor’unkinin görüntüsü bile benzemiyor, yiyiş şekli itibariyle biraz farklı.

img_20161210_154337

Gerçi bizde çikolatalı lokmanın hem şerbeti hem çikolatası olsa da şu da biraz bizim Adana Burmanın çikolatalısı diyebileceğim bir şey, ilk aldığıma ezdim herhalde demiştim ama aslı böyle önce uzun.

Bunlar haricinde Madrid’in simgesi olan, fotoğraftaki ayının yediği, bizim dağ çileği ya da ağaç çileği dediğimiz madroño,  bir de buraya özgü çerimoya var, Mark Twain dünyanın en leziz meyverinden biri demiş kendileri için.

2016-11-07-22.23.38.jpg.jpg

Tek şikayetim ise hamur işlerinin tatlı, abur cuburlarının da çeşidinin az olması.

Ya da yanlış olmasın şöyle diyeyim balıklı ya da jamonlu empanada’ları, Meksika’dan ithal nacho ve taco’ları, tereyağlı kruvasanları var ama simit, poğaça, kete görmüş insanı kesmiyor tabi, çeşit çeşit çikolata var ama şölen luppo, eti tutku, ülker probis, torku turtacık gibi bir şeyleri yok, hayır burada geçinmek zor dediysem de reklam yapmak için bir şey almadım.

Sevgili Müjü’nün aldığım her yoğurdun tatlı çıkmasından bıktım dediği gibi, yoğurt demişken ayran ya da mantı yok belki ama dondurması var gayet güzel, ben de tatlı düşkünü biri olarak bıktım yeminle. Bunu yazarken bir yandan da çikolata ve bizimkilerin getirdiği kayısı pestilini yiyor aburuk cuburukları açsam mı diye düşünüyor masanın üzerinde duran iğde ile keşişiyorum ama bıkmamın sebebi de bu zaten şekerin yedikçe vücudun bunu yakmak için uğraşması akabinde de daha çok şeker yeme isteği olarak dönmesi kısır döngüsüne sıkışmış durumdayım.

ımg_20161020_154027.jpg.jpg

Hele de önce cadılar bayramı ardından noel üstüne de yılbaşı olunca çikolata ve şekerlemeden yana oldukça zengin bir kış geçirdim. Bizim bayramların şeker çikolata lokum üçgeni gibi burada da bademden yapılan mazapán, bademle yapılan polvorón ve içinde badem olan turrón üçgeni var mesela.

Sinem içim kıyıldı yeminle, yediğin içtiğin senin olsun gezdiğini gördüğünü anlat dedirttiğimin farkındayım. Asıl niyetim her şeyden bahsettiğim bir yazı yazmaktı ama nasıl böyle oldu ben de anlamadım.

Reklamlar