Etiketler

Rusça dersinde sayıları işlerken bana gelen soru okula hangi yıl gittiğim oldu, kabaca doğduğum yıla 7 ekleyip 1994 deyince, ki sonradan düşününce ’93-’94 eğitim yılıydı,nıf arkadaşlarımdan biri ben daha doğmamışım bile dedi.

Ben suyun 100°’de kaynadığını öğrenirken sınıf arkadaşlarım suya mu diyordu diye takılmama rağmen şaka bir yana bu sene beklediğimden iyi geçti. Açıkçası önceleri biraz yaş farkından biraz da dilcilerden çekindiğim için tekrar öğrenci olmak gözümde büyüse de, dersler her zaman olduğu gibi işin en kolay kısmı olduğunu zamanla kanıtladı bkz: babam sponsor olsun ömür boyu okurum. Dilcilerle elbette, bir derdim yok ama hem eşit ağırlık çıkışlı olup dil okuyacağım için endişeliydim hem de genel olarak dilcilerin özenti olduğunu düşünüyordum. İşin ilginci sınıfın neredeyse yarısı zaten dilci olmadığı gibi olanlar da özenti değildi. Eh, iyi kötü ortak nokta bulduktan sonra yaşın da bir anlamı kalmıyor. Sağolsunlar, sınıftakilerin yaşımı her söylediğimde hiç göstermiyorsun demelerinin de payı yadsınamaz elbette.

Ayrıca ister mesleki deformasyon deyin ister aşırı miktarda ders notu yüklemesi artık her şeye çeviri gözüyle bakar oldum. Sırf, kültürlerin aslında birbirinin çevirisi olduğu teorisi bile çevirinin ne kadar heyecan verici olduğunu anlatmaya yeter, çevirmenlik de dünyanın en eski meslekleri listesinde rahat yarışır hatta, tabi kendisini görmek isteyen insanların gökyüzüne uzanan bir kule inşaat etmesine kızan Tanrı’nın insanları dillere ayırdığı Babil Kulesi efsanesini bir kenara bırakırsak -gerçi bu efsane de dillerin farklı olsa da kültürlerin aynı olduğunu anlatması bakımından bu teoriyi doğrulamış da oluyor bir bakıma. Ki bunu sadece aynı dil ailesinin dilleri için ya da kendi ülkem için söylemek gerekirse dublaj Türkçe’si ile şahtı şahbaz olan küçük Amerika’lığımıza (konumuz dil olduğu için Amerika’dan ithal politikaları falan yazmıyorum şimdi) dayanarak söylemiyorum, tamamen kültüre özgü deyimlerin (Don’t make clothes for a not yet born baby.- Doğmamış çocuğa don biçilmez.) başka dilde aynı şekilde olması tesadüften öte olsa gerek.

Haliyle bu aralar kendimi sürekli olarak vayy ne güzel çevrilmiş böyle! ile Allahım Allahım, böyle mi çevrilir? derken buluyorum. Her ne kadar çevirinin iyisi ya da kötüsü olmaz diye görmüş olsak da söz konusu dersi 1. dönem CB, 2. dönem de BA ile geçtiğim için iyi çeviriye örnek vermekte bir sakınca görmüyorum:

Mabel - Gravity Falls

Mabel burada değil, kazakistan’a gitti. [Esrarengiz Kasaba]

Meslektaşlarımı kötü çeviri ile suçlamak elbette yapacağım bir şey değil ama aydınlatıcı olması bakımından chicken translation örneği olarak kötü siyasetlerine meze edip “Bizim en yeni şehrimiz, Nevşehir” diyen eski BB’yi ve Akdeniz’e “White Sea” diyen CB’yi anmak yeterli olacaktır bence.

Belirtmekte fayda var çevirinin iyi ya da kötü olarak nitelendirilmemesinin sebebi her çevirinin aslında bir çevirmen tercihi olması. Ve yine belirtmekte fayda var ki metnin akışı içinde araya girip ayrıntılı bilgi verme ihtiyacı, çevirmenin okuyucunun seviyesini kendinden aşağıda görüp açıklama yapma gereği hissetmesinin göstergesi. İstesem böyle örneği de denk getiremezdim yalnız.

Soracak olursanız eğer peki çeviri eleştirisinde ölçüt ne diye, onu da söyleyeyim “eşdeğerlilik”. Yani, çevirmen kaynağa yakın bir çeviri yapmışsa bu yeterli bir çeviri olarak görülüyor; yok erek kültüre yönelik bir çeviri ise yapılan, bu sefer de çeviri kabul edilebilir olarak nitelendiriliyor.

Dediğim gibi bu aralar gri hücrelerim sürekli olarak tercüme alarmında olduğu için haliyle düşünmeden edemedim, acaba bundan önce de her muhabbetimin bir şekilde siyasete varması da yine böyle mesleki deformasyondan dolayı mıydı diye. Yoksa ne diye iş için girdiğim mülakatta dahi siyaset konuşayım. Hadi en iyi ihtimalle algıda seçicilik olsun ama insanlar aşağılanır dövülürken taciz edilir tecavüze uğrarken gençliğine doyamadan öldürülür katledilirken bunun sorumlusunu siyasette aramamak da olsa olsa akli deformasyon olur herhalde. (Daha yaygın kullanımı ile: basiret bağlanması ya da akıl tutulması)

Ya da bilmiyorum belki de asıl mesleki deformasyon “mesleki duyarsızlık”tır, meslekte sürekli olarak karşılaşılan olaylara karşı oluşan duyarsızlık, tepkisizlik yani. TDK’da kendine yer bulamadığı için ben de kesin bir şey diyemiyorum.

Kafa karıştırıcı olduysa açıklayıcı olması için yine her şeyin en iyisini bilen adam CB’den örnek vermek sanırım yerinde olacaktır. Elini sallasan bölücü ya da dinci terör olan ülke CB’si kendisi değilmiş gibi arabasını uçağa atıp ülke ülke gezmenin, bayram kutlatmayıp kızına düğün yapmanın ve hatta hatta kendi ülkesindeki şehit cenazelerine bile gitmezken, elini tabuta koyup şov yaptığı tören hariç, damadını, torununu, imamını falan toplayıp sanki devlet meselesiymişçesine kaç bin km ötedeki cenaze törenine gitmesinin nasıl mantıklı bir açıklaması olabilir?

Reklamlar