Etiketler

,

Efendim Temmuz sonu – Ağustos başı gibi iki hafta içinde 3500 km yol yapıp önce Urfa’ya ardından da Edirne’ye gidince kendime gelebilmem anca oldu.

Peki, tam Suruç’ta bombaların patlayıp ortalığın kan gölüne döndüğü zamanda hiç akıl işi değil gitmesek mi acaba? diye diye gittiğimiz Urfa’da ne işimiz vardı?
Peki ya Urfa’dan 1500 km, memleketten 950 km ötede, ülkemizin Batı’ya açılan kapısı Edirne’de başka hangi işimiz vardı?
Ve en önemlisi ülke hükümetsiz kalmış ölenin kalanın hesabı yapılamaz hale gelmişken CB’nin Çin’de ne işi vardı?

Son soru için isterseniz komplo teorisi deyin ama CB’nin ta oralara alternatif tıptan faydalanmak için gitmiş olması benim de aklıma yatan bir ihtimal.

Gelelim kendimle alakalı sorulara. Efendim babamın ahbaplarının düğünü sebebiyle Urfa’ya, üniversite kayıtları dolayısıyla da Edirne’ye gittik.

Gereksiz yere siyasete girmek istemediğim için insanın kendi memleketinde gezinmekten sakınır hale gelmesinin nasıl büyük bir başarı (!) olduğundan bahsetmeyeceğim şimdi.

Urfa hakkında tüm bildiklerim başta Balıklı Göl olmak üzere turistik / tarihi mekanları, bittabi yemekleri ve de sıcağı idi. Zaten düğünün yazın olacağını öğrendiğimizden beri de tek düşündüğümüz o sıcaklarda ne yapacağımız idi. Hele de Anadolu’nun bağrında yaşayıp da termometreler 28’i gösterdiğinde aman çok sıcak diyen insanlar olarak 38 derecenin serin olduğu memleketlerde ne kadar zorlandığımızı tahmin etmek güç olmaz.

Aslında daha az engebesi ve daha fazla sıcağı haricinde Urfa bozkır iklimiyle hemen hemen bizim meleketin aynısı gibi. Bu yüzden GAP’ın bölge için nasıl bir fark yarattığını görmek hiç de zor değil.

Havasından suyundan yeterince bahsettiğimize göre ilk durağımız olan meşhur Harran Evleri’ne geçiyorum. Hoş evleri demek ne derece doğru bilemem çünkü kala kala 1 (bir) ev kalmış gezip görülecek. O da 7 hanımlı 43 çocuklu bir ağanın eviymiş.

Harran EvleriHarran Evleri - İçeriKubbe Çatı - HarranMezopotamya konumu gereği pek çok medeniyete ev sahipliği yapsa da her gelen bir öncekini silmeyi asli görev bilip ne yazık ki bunu da pek ala başarmış. Kalanlar için de IŞİD ve AKP belediyeleri uğraşıyorlar kendilerince.

Bugüne kadar gördüğüm Ege’deki ya da kendi memleketimdeki kalıntılarla kıyaslayınca burada bir şey kalmamış demek pek de yanlış sayılmaz. Örneğin bu, dünyanın ilk üniversitesi ve rasathanesinden arta kalan:

Harran Üniversitesi ve RasathanesiEvet yukarıda gereksiz yere siyasete gitmek istemiyorum dedim ama bendeki de meslek hastalığı mıdır nedir söz dönüp dolaşıp oraya geliyor bir şekilde. İşte hazır yakındayken gidelim dediğimiz Akçakale’de gördüklerimiz: Kamplarda yaşayan ya da orta refüjde sersefil oturan Suriyeliler ve sınır kapımızın karşısına çekilmiş ÖSO bayrağı.

Akçakale Sınır - Urfa

Sağda Türk Bayrağı, solda ise yeşil – beyaz – siyahlı ÖSO bayrağı

Neyse biz yine devam edelim. Bir sonraki durağımız MÖ 10.000 yılına kadar giden geçmişi ile dünyanın en eski ibadethanesi olan Göbeklitepe.

GöbeklitepeGöbeklitepe - UrfaGöbeklitepe’yi güneşin altında gezerken yandığımdan daha çok yandım açıkçası akşam sıcağında gezdiğimiz Balıkl Göl’de. Gezerken de sürekli dayanabileceğiniz ateş kadar günah işleyin deyip durdum zaten.

Balıklıgöl - UrfaBalıklıgölHz İbrahim’in Nemrut’la olan hikayesini tekrarlayacak değilim onun yerine başka ilginç bir bilgi vereyim: Bu balıkların yaşam alanı sadece bu havuzla sınırlı değilmiş, kanallar aracılığıyla şehrin altında gezebiliyorlarmış.

Bu arada Urfa malum Peygamberler Şehri. Bunun bir sebebi İbrahim Peygamber ise bir diğeri de burada çile dolduran Eyyüp Peygamber.

EyyübiyeEyyübiye - UrfaBu kadar tarihi mekan gezsek de çok istememize rağmen tamiratta olduğu için müzeyi göremedik. Onun yerine dönüş yolunda Antep’te Zeugma’yı uğrayalım dedik onun da saati uymadı, biz de o vaktimizi Halfeti’de geçirelim dedik.

Halfeti - UrfaMinareHayır hayır dönüş yoluna geçip yemekleri unutmadım. Böyle yemek olsun ben hep düğünlere giderim dedirten Antep fıstıklı, kuşüzümlü, safranlı pilav,

Safranlı Pilav - Zerde - İsotSıra gecesinde yediğimiz, bostana, lebeniye, bir daha bulamam deyip kendimi zorlayarak bitirdiğim kabap, lahmacun ve içli köfte tabağı -ki bir de ardından çiğ köfte, şıllık tatlısı ve herkesin aynı bardaktan içtiği mırra geldi.

Kebap Tabağı Bostana LebeniyeŞıllık TatlısıMırra - Urfa Büyük MağaraDönüş yolunda Antep’te yediğimiz yine Antep fıstıklı simit kebabı, yok ben ezme sevmiyorum deyip hiç yemediğim ama bunca zaman aslında ketçaplı maydonoz sapını dayatıyorlarmış dediğim ezme ve en güzeli Ali Nazik,

Ali Nazik - Antep İmam ÇağdaşVe de Maraş Dondurması

Maraş Dondurması -

Reklamlar