Etiketler

temsili seçmece

Tüm partilerin kazandığı seçim olarak adlandırılan son yerel seçimin aklıma getirdiği tek şey kimin kaybettiği oldu. Madem ki bütün partiler oylarını artırdı o zaman oyunu kaybeden kim oldu? 2004 seçimlerinde %1’in üzerinde oy alan 10 parti var, 2009’da bu sayı 8’e, 2014’te ise BDP-HDP ortaklığı ile 6 partiye iniyor. Yani kaybeden küçük partiler olmuş, dahası seçim yarışı yurdun genelinde 3 parti, doğuda ise 2 parti arasında geçti. Haliyle demokrasinin en önemli özelliklerinden çok sesliliğin yerini gitgide kutuplaşmaya bıraktığını görmemek elde değil.

Her ne kadar bütün partiler kazandı gözüyle bakılsa da benim gözümde bu seçimin asıl kazananı tek kelimeyle BDP, elbette bu oy “başarı”sının arkasında hükümetin çanak tutan politikaları kadar PKK korkusu ve aşiret baskısı gibi sebepler olsa da güneydoğunun neredeyse tamamını silip süpürdüğü su götürmez şekilde ortada. Hele de çıkardığı evlere şenlik başkanlardan birinin ilk icraatının Kürtçe konuşmak gibi bir şovenistlik yapmak (insanın dilini konuşması değil elbette şovenistlik olarak gördüğüm ama tercümanla konuşmak nedir yahu?), bir diğerininkinin ise petrolden pay istemek gibi bir meydan okuma (asıl amaç istemek değil kuşkusuz, isteyebilme pervasızlığını göstermek, bu söylemlerinin zamanla normal karşılanmasını sağlamak) olduğunu düşünürsek durun bunlar daha iyi günler, önümüzde hala iki seçim var, bu ne ki dedirtiyor.

Seçime hırsızlık, yolsuzluk ve diğer pek çok suçtan aklanmak için giden AKP ise ironik bir şekilde hırsızlıkla, hilekarlıkla ve çirkeflikle bu seçimin de kazananı oldu. Çalınan oylar zaten önceki seçimlerden bildiğimiz şeylerdi ama oyları 15 kez saydırıp sonra da seçimi iptal ettirerek kendilerini de aşmış oldular.

Seçimin belirleyicisi olacağı iddia edilen cemaatin pek de bir şey değiştirmemesi ise akla iki seçenek getiriyor. Cemaat kapalı küçük bir ticari kulüp mü yoksa AKP’ye yeni mağduriyet yaratma amacı ile dostlar alışverişte görsün diye mi kavga ettiler. Açıkçası söz konusu tarafları düşününce iki ihtimalin doğruluğundan da şüphe etmiyor değilim.

CHP’nin bu seçimdeki kaybının en büyük sebebi olarak bütünşehir sistemi gösteriliyor. Bir de tabi çalınan, olmadı yakılan, o da olmadı yanlış yazılan oylar var. Tabi bir de parti merkezi ile il başkanlıkları arasındaki anlaşmazlıklar var ki iyi niyetli olarak bunların biat kültüründen gelmeyen sorgulayan eleştiren sol düşünce ile alakalı olduğunu düşünmek istesem de sağolsun partililer adeta aksini ispatlamaya çalışıyorlar. Boşbakanın seçimi tamam mı devam mı‘ya çevirmesi yüzünden olduğunu umduğum yoksa aksi halde kesinlikle olmayacağına inanmak istediğim sebeplerden dolayı tercih edilen pek çok isimden ben de memnun olmadım ama göreceli olarak bu taktik işe de yaradı, AKP-BDP ve de hileler üçlüsüyle baş etmeye yetmedi sadece. Umalım ki bu sonuçlar, halkçı bir parti olmayı popülist merkez partisi olmakta gören ve bunun için de örneğin cemaatin sızdırdığı kayıtlardaki başçalan ifadesini sahiplenmekte bir sorun görmeyen Kılıçdaroğlu ve şürekasına CHP’nin devrimci sol parti olması gerektiğinin işareti olur en azından.

Muhafazakar seçmenin AKP’nin yerine tercih edeceği ve bilhassa Anadolu’da MHP’nin atak yapacağı da gerçekleşmeyen bir diğer beklenti oldu. Parti merkezi ile il başkanları arasındaki sürtüşmeler hariç CHP ile aynı sebepler MHP’yi de vurdu. CHP oyları Anadolu’da %1’e kadar düşse de MHP ilçe belediyeleriyle yetinmek zorunda kaldı. Türkçülük’ten yer yer Türk-İslam sentezine kayan politikalarına rağmen cemaatin oyununa düşmemesi ise MHP’nin en büyük kazancı.

Kim kaybetti o zaman demiştik değil mi? Bilmem önce ahlakımızı kaybettik o yüzden mi tembelleştik yoksa önce tembelleştik de düşünmeyi bile iş olarak gördüğümüz için mi böyle ahlaksızlaştık ama acı olan şu ki bunca yoksulluk, yolsuzluk, haksızlık, sömürü, aşağılanma kanıksanmış. Koskoca ülkenin yarısı yoksulluk sınırının altında, avanta/sadaka alanların sayısı 19 milyon, AKP’nin oyu ise 20 milyon. Hayır şaşırmıyorum, çalıyor ama çalışıyor zihniyetinin çalışmıyorum ama buluyorum ben yolumu zihniyetini doğurmasının nesine şaşayım. Çalmayan var mı, o gelen de çalmayacak mı diyen milletiz biz, Kılıçdaroğlu’nun kardeşi bekçilik yapıyor diye ayıplayan milletiz biz, kendi kardeşini görmeyen bizi hiç görmez diyen milletiz, bu yüzden sadece şunu soruyorum bu herkes çalıyor diyen insanlar, ben olsam ben de çalarım demeye utandığı için katmıyor mu herkesi işin içine, kaldı ki 75 milyon insanız 1 (bir) tane temiz düzgün adam bulamıyorsak yuh olsun bize, ölelim daha iyi.

Neyse ki seçim sonuçları birinin işine yaradı. Aldığı oy cumhurbaşkanlığı hayalleri kuran terdoğan için şimdilik yeterli görünüyor zaten aksi takdirde sonu değil yüce divan, bu gidişle savaş suçlusu olarak Uluslararası Adalet Divanı olacak yoksa. Hani hikayesi de var ya 1 milyon dolara kadar ticaret, 1 milyar dolara kadar siyaset, daha fazla kazanmak isteyenler savaş yaparmış diye, doyamadı gitti gözün be uzun, ne işlere bulaştın böyle? Merakla takip ediyoruz.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.

Reklamlar