Etiketler

,

“Acaba bu sefer ayrılıyorlar mı?” başlıklı haberlerini sürekli yalanlayan magazin dünyasının aralarından su sızmayan ikilisi, dersane tartışması ve akabinde gelen  bavuldan sızıntılarla limoniye dönen uzatmalı ilişkilerine “ne istediyse verdim” gibi alttan almalarla bir şans daha verme kararı almış olsa da son operasyonlarla birlikte Tayo ile Feto’nun çalkantılı ilişkilerinin nasıl bir hal alacağı yakın zamanda en çok konuşulan konu.

Her zamanki gibi, mağduriyetinden ödün vermeyip Ergenekon ve Balyoz’dan bile mağduriyet çıkarabilen Tayo’nun bu zor günlerindeki tek destekçisinin, her fırsatta “sadece arkadaşız, gerektiğinde konuşuyoruz” dediği Apo olması ise dikkatli gözlerden kaçmadı. Yoksa yeni bir şıracı bozacı mı sorusunu akıllara getiren ikilinin bundan sonraki meclis oturumlarındaki performansı ise merakla bekleniyor.

Haydi bakalım biriniz birinizden, diğeriniz Allahınızdan diyerek izlediğimiz haberlerden açıkça görüldüğü kadarıyla hainle (inanın buraya en hafif hangi kelimeyi yazarım diye çok düşündüm) işbirliği yapınca size de ihanet etmeyeceğinin garantisi olmuyormuş ki bizimkilerin ikisi de kasetler, ses kayıtları ve bilumum belge ile bu konuda birbirlerinden aşağı yanı olmadığını pek ala kanıtladı.

Ortada dönen pardon iç edilen para bile korkunçken aklımın almadığı rüşveti bu kadar olan bir rantın ne kadar olabileceği. Ama aklımın asıl almadığı “soyuyorsa beni soyuyor, sana ne?” diyen zihniyetin aymazlığı.
Rüşvet operasyonunun en başında boşbakan kendinden bekleneni yapıp bakanlarını savunmuştu çünkü tabanının istediği buydu, pirincin taşının ayıklanması değil. Bu, sadece, onların ucuz şovenizmden anladıkları/hoşlandıkları için değil kendilerinin de pirincin taşı olmalarından kaynaklarınıyordu. Eğer üstteki taşlar ayıklanırsa kendileri gibi alttakilere neler olmazdı? Elbette ki rüşvet alan kollanacaktı çünkü fırsatını bulsalar kendilerinin de yapacağı bir şeydi, elbette ki nüfuzunu suistimal eden kayırılacaktı çünkü kendileri de bulundukları yere o yolla getirilmişlerdi. Bu yüzden önce peygamber sonra ibadet en son da Allah olan boşbakanın böyle yapması dediğim gibi kendinden beklenenden başka bir şey değildi ama soyuyorsa beni soyuyor nedir yahu? İnönü gerçekten boşa dememiş “Bir memlekette, namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur.” diye.

Bir de kendi adıma konuşuyorum tüm bunlar olurken ilginç bir şey yaşandı: Arınç ile hemfikir oldum, neyse ki sebeplerimiz farklı da biraz kurtarır yanı var.
Hatırlarsanız geçenlerde Arınç tvit atan “bazı şahıslar”dan dert yanıyordu ki o dert yanmasın da kim yansın? Ne zaman biri lafın nereye gittiğini bilmeden bir şey dese hükümet sözcüsü sıfatından dolayı arkasını toplamak ona kalıyor, değil akıl baliğ sahibi bir insanın, kargaların bile güleceği açıklamalarla durumu kurtarmaya çalışmak zor iş sonuçta. Ama benim bu “çıt çıt çıt” olayında takıldığım nokta bazı devlet adamlarının devlet adamı olmak kolay da adam olmak zor, bunu kanıtlayan da ben olacağım diye adeta birbirleriyle yarışması: popoyla tvit atanlar, CAPS LOCK SEVDALILARI, kıt ingilizce ile Obama’ya mesaj atanları geçiyorum kıt Türkçe ile kendini rezil edenler, suskunluğu asaletinden olan ayrılık sonrası ergeni gibi özlü söz paylaşıp asaletin buysa gerisini düşünmek istemiyorum dedirtenler varoğlu var yani.

Hayır istediğim devlet kurumunun bir ağırlığı olması onun da çok bir şey olmadığını düşünüyorum.

Son olarak başlığım saygısızca yaşadıkları, aldatmanın tadına varınca biten ikilimize gelsin.
Söyledikleri tek doğrunun kendileri hakkında değil de karşı taraf için olması size de dinsizin hakkından imansız geliyorsa demek ki dincinin hakkından da tarikatçı geliyormuş dedirtmiyor mu a dostlar?

Umrumuzda olan tek şeyin ’90’larda ünlü düşmesinin olup olmadığı varsa umurunda denilen şey ne olduğu gibi basit şeyler olduğu günler görebilmek dileğiyle.

Reklamlar