Etiketler

Önca Deli Deli Olma‘yı, sonra da Atilla Atalay’ın, güle güle okuduğum Sıdıka‘sının sonuna yerleştirdiği, dedesini anlattığı Fabrıga adlı hikayeyi ağlaya ağlaya, salya sümük bitirdiğimde pek kondurmak istememiştim ama Ernest Hemingway’in Yaşlı Adam ve Deniz‘i de aynı şekilde sonlanınca anladım ki, yaşlı adam hikayeleri bana pek de iyi gelmiyordu

Neyse ki, babaannemin hayat mecmualarında bulduğum, uzun yaşamın sırlarını anlatan bu ihtiyarcıkların öyle bir yan etkisi yok

tüm ömrünü eğlenerek ve uyuyarak geçiren bu eğlenceli şahıstan sonra sadece diğerlerininkine değil hiçbirimizinkine ömür denemez zira ilk şartımız biraz zor: eğlenmek ve hayattan keyif almak,

öğretmen beyin cümlesini tamamlamak için arif olmak gerekmiyor “yemek için yaşamıyorum, yaşamak için yiyorum” ki o da bizim ikinci şartımız oluyor,

119 yaşındaki Ayşe Nine’ye göre ise yaşlılık ipliği iğneye takamamakmış zira kendisi hayatında kimseden su istememiş biri, demli çay, rafadan yumurta, zeytin peynir günlük kahvaltısı, eti çok seviyor, hamuru ise pek sevmiyor, ekmeğin bayatını yiyor bu yüzden,

Pertev Paşa ise uzun yaşamının sırları arasında eşini gösterecek kadar kibar, geldi mi bir şart daha: mutlu, huzurlu ev hayatı,

sabah tuvaletini yapan bu ihtiyar ise yaşlandı diye kapıp koyvermeyenlerden, yani neymiş? yaşlılık asıl kafada başlıyormuş,

bu ihtiyarların içinde bu küçük hanımın da ne işi var demeden önce tanıştırayım: Küçük Verjin, kendisi Adile Naşit’in annesi olur ve tahmin edeceğiniz gibi de Huysuz Virjin’in isim annesi fotoğraf ise elbette ki gençliğinden, uzun yaşamasının sırrı olaraksa gamsızlığı gösteriyor o da, bir sırrı da heyecanını yatıştırmak için mahallebi yemesi, hatta kocasının öldüğü gün yarım kilo tulumba tatlısı yemiş de anca kendine gelebilmiş. Kendi deyişiyle bir zamanlar güzelliği ve şarkıları dillere destan olan Verjin Hanım bir de fıkra paylaşıyor: Bektaşi’nin evinin yanında güzel bir kız otururmuş. Bektaşi, kızı her görüşte, Ulu Tanrıya yakarır, bu fidan gibi taze, bu çiçek gibi güzel kızın canına bir gün nasıl kıyacaksın? dermiş. Günün birinde Bektaşi uzun bir yolculuğa çıkmış, 60 yıl sonra mahallesine dönmüş. Komşularına güzel kızı sormuş. Ona bir kocakarı göstermişler. Bektaşi önce inanmamış. Sonra ellerini açmış, Ulu Tanrım sen işini biliyorsun, demiş, bir fidanı kütük yapıyor, sonra yakıyorsun.

ve son olarak ihtiyarcıklardan insanı sağ salim, özlemi çekilen bir yaş kertesine çıkaran bir nasihat

Kaynak: Hayat Mecmuası – Uzun Yaşamanın Sırları Yazı Dizisi (1960-1961)
Röportajlar: Orhan Tahsin, Turgut Etingü
Fotoğraflar: Erol Dernek, İnal Tengizman

Reklamlar