Etiketler

, , , , ,

efendim bir önceki tavuklu siyaset yazımdan sonra sevgili nazgülka daha güzel bir şey yazmamı isteyince ve ve’li başlıklarımın en ilginci çıktı ortaya

zira ne yazayım o zaman diye düşünürken öncelikle aklıma elde bekleyen mersin gezimiz daha sonra da kapadokya fotoğraflarım geldi ama oy çokluğu ile -o da benim oyum- aşçılık kursum bu yazıya konu olmaya hak kazandı

hoş kursun başında olduğumuz için an itibariyle pratiğimiz sebzeleri doğramaktan, çılbır -ki ben cılbır diye biliyordum- ve domates çorbası yapmaktan ibaret ki ben de çılgın gibi hocanın başından ayrılmayan kadınlara bulaşmamak için pratiklerimi evde yapıyorum

çılbırın servisi aslında yumurta üzerine yoğurt şeklinde imiş ama ben bu sarı topların gözükmesini istediğim için yumurtaları yoğurdun üzerine aldım -babannemden gördüğümün böyle olmasının da etkisi büyük tabi-
ve yumurtanın sarısının da aslen yumuşak olması gerekiyormuş ama yoğurtla sarıların cıvık cıvık birbirlerine karışması fikri beni pek cezbetmediği için kayısı olana kadar sudan çıkarmadım -babannemden gördüğümün böyle olmasının da etkisi büyük tabi-

aşçılıkla ilgili derslerle hiç bir sorunum olmadan pür dikkat dinlerken sözü her fırsatta boşbakana getirip öven vakit doldurmalık derslerin hocalarının dersini de  kadıncıklara beni aşçılıktan alıp resim kursuna göndermeyi düşündürtecek kadar resim çizmekle geçiriyorum

vakit doldurmalık dersi de şöyle açıklayayım efendim kursumuz işkur bünyesinde açılan bir kurs, şu istihdam garantili olanlardan ve derslerimizin kimi aşçılıkla ilgiliyken kalanı da sertifika için gerekli 400 saati doldurma amacıyla konulan hükümetin lüzümsuzluklarını övelim konulu derslerin

bu arada şunu da açıklayayım ki bu “istihdam garantili” tamamıyle aldatmaca bir slogan zira aslında kurs “istihdam zorunlu” yani kursu bitirdikten sonra muhakkak bir şekilde çalışmak gerekiyor ve işkur’un bizim zaten bulamadığımız işi bulmak gibi bir taahhütü yok, kursu veren kurum ise kursiyerlerin %21’ini yerleştirmekle yükümlü
benimkisi kursu düşünenler için küçük bir hatırlatma zira ben başlamadan önce nedir ne değildir diye aradığımda pek bir şey bulamadım maalesef

yani işe girmediğimiz takdirde gelecek hacizi, partizan hocaları -isim vermiyorum ki terfi edilmesinler- ve bir ilkokul çocuğu kadar bağlıkçı kadınları saymazsak kursumuz gayet keyifli
hele de televizyonda ya bal ya kadın ya da ayakkabı satıyorlar diyen, partizan hocaların korkulu rüyası usta -sınıf arkadaşımız olur kendisi- ve hikayeleri ile günler geçiveriyor

televizyon demişken şunu not düşüp sonra da çok leziz bir konuyla devam edeyim zira “hayattan rengi alın, geri neyi kalır ki” diyerek her çıktığında benim gibi hem reklam delisi hem de türkçe delisi bir insanı deli eden reklamı yazmazsam çatlarım

hayır önce neresinden başlasam inanın karar veremedim zira birini anlatabilmek için diğerini göz  ardı etmek gerekiyor
öncelikle iyi niyetli olarak düşünüp “hayattan rengi alın, geriye ne kalır ki” demek istediklerini düşünüyorum zira devrik cümlemizi kurallı hale getirdiğimizde “neyi geri kalır ki” haline geliyor ki bu da “hayattan rengi alsanız da hiç bir şey geri kalmaz her şey hallolur bi’ şekilde” manasına geliyor (fiilimiz geri kalmamak, kullanımı hiçbir şeyden geri kalmamak, ne olumsuzluk anlamı verdiği için fiilimizi olumsuz çekimlemiyoruz “ne” geri kalır ki oluyor)
ne kelimesini tırnak içine almamın sebebi ise “hayatın neyi kalır ki” diye bir şeyin olmayıp doğrusunun “hayatın nesi kalır ki” olması çünkü amacımız ne ile hayat arasında bir sahiplenme bağı kurmak yani kullanmamız gereken ek iyelik eki ki bunu da çekimlersek “benim neyim, senin neyin, onun-hayatın nesi” oysa “neyi” bizi belirtili nesneye götürür misal “evi gördüm ya da neyi gördün”
(ne-y-i => isim  kök – kaynaştırma ünsüzü – belirtme durum eki)

oysa yaşamın tüm cevaplarını sunan yandex’in hem reklamı hem çılgın reklam müziği, ya evde yoksan diyerek yoğurt arayan sek adamı ne kadar güzel
reklamla alakasız olsa da müzik deyince hemen aklıma gelen mirkelam’ın kargo ile beraber söylediği insanda üstü açık bir arabaya atlayıp yollara düşme isteği yaratan  yollar’ın ise pek güzel, pek eğlenceli olduğunu söyleyip bahsettiğim leziz konuya geçeyim

kurs mutfağında -ki biz atölye diyoruz- yaşadığım tecrübe yukarıda anlattığım kadarken ev mutfağında koca bir paket krema ve geçen kıştan kalma dondurma hevesim birleşerek beni dondurma yapmaya sevketti ve süpersonik bir bal bademli dondurma tarifi buldum

Bal Bademli Dondurma

Vanilyalı Dondurma (Jeni’s Ice Cream Base adlı tariften uyarlanmıştır)

Malzemeler:
2 1/4 su bardağı süt
1 su bardağı krema
2/3 su bardağı şeker
4 çay kaşığı nişasta
1 çimdik tuz

Yapılışı:
1/4 sb süt ile nişastayı bir kasede karıştırıp kenara ayırın.
Bir tencerede kalan sütü, kremayı, şekeri ve tuzu karıştırarak kaynatın.
Kaynamaya başlayan karışımdan bir kaç kaşık alarak nişastalı süte ilave edin, daha sonra da tüm karışımı tencereye ekleyin.
Bir taşım kadar kaynadıktan sonra soğuması için buzdolabına kaldırın.
Yeterince soğuyan dondurma harcını dondurma makinesine alın.

Bal Badem (A Spoonful of Sugar adlı siteden uyarlanmıştır)

Mazlemeler:
1/2 su bardağı badem
1 yemek kaşığı esmer şeker
1 yemek kaşığı bal
1 yemek kaşığı tereyağı
1 çimdik tuz

Yapılışı:
Tüm malzemeleri bir tavaya alıp şekerler eriyip bademler esmerleşene kadar karıştırarak kavurun.
Hazırlanan bal bademleri yağlı kağıda yayıp soğumaya bırakın.
Soğuyan bal bademleri parçalayıp dondurmaya ekleyin. (Ben buzdolabı poşetine koyup bir tokmakla döverek parçaladım. Ne kadar küçük parça olursa yerken ağza o kadar çok geliyor bu yüzden 1/3 sb badem bile kafi, bir de dondurmanın beyazdan ziyade karamel renginde olmasını isterseniz bal bademleri harç iyice sertleşmeden, daha yumuşak kıvamdayken ekleyin.)

Afiyet olsun.

Reklamlar