Etiketler

, ,

efendim kaç kaç kaç zamandır space‘den daha profosyonel bi ortamda bloglamayı istemiş olmama rağmen 5. senesini deviren ilişkimizi kesip atmak maalesef ki o kadar kolay olmamıştı neyse ki space wordpress’le birleşmiş de space’imi buraya taşıyıp bu emelimi biraz olsun gerçekleştirmiş oldum

biraz olsun diyorum zira en en en üstüne titrediğim film listemi maalesef ki taşıyamadım ve fotoğraflarım da oldukça kalitesiz gözüküyor açıkçası

tabi bunlar halledilmeyecek sorunlar değil diyorum ve asıl bomba habere geçiyorum

ön bilgi olarak bi hatırlatma yapayım malumunuz mezun olduktan sonra ev kızı olarak bi kariyere başlamıştım maaşı ya da herhangi bir sosyal güvencesi olmasa da sağladığı psikolojik güvence ve huzur açısından rakipsiz bir meslekti önünün de oldukça açık olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim zira artık teyzelere tarif vermeye başlamıştım şurda birlikte çorba kesmeye ramak kalmıştı anlayacağınız

neyse uzatmadan kaldığımız yerden devam edeyim

efendim herşey japonca kursunda tanıştığım pek sevgili arkadaşım özlem‘den türk dış politikası kitabımı geri istememle başladı

bize geldiğinde sensei‘e gidip kendisine bir ayarlamasını isteyeceğini söyleyerek başladığı konuşması “hadi sinem sen de gel”le bitince doğruca hocamızın yanına gittik ertesi gün de bir taşçıda beraber işe başladık

aslen japoncacı olarak işe girmiş olsak da an itibariyle yaptığımız işler 7/24 klip/dizi izleme potansiyelindeki güruha katlanmak, vitrinleri düzenlemek ,sağı solu çekiştirmek ve benim uzmanlık alanım olan herkesle tartışmak akabinde de bunun dedikodusunu yapmak

velhasıl-ı kelam dün (hatta saat itibariyle geçen gün) 2. haftamızı doldurduk ve her gün bir ayı tamalayalım da maaşımızı tam alalım bari cümlesinin geçtiği bi konuşma yapıyoruz

“sinem bu kadar nefret ediyorsan gitme zorlayan mı var yani”lik değil aslıda durumumuz
sadece turizm sektörüne “turizm’e gelmiş bulunuyorsunuz lütfen ar, namus ve haysiyetinizi girişte bırakın” gözüyle bakan insanlardan oluşan kimin eli kimin neresinde belli olmayan dallas ortamının bize ters gelmesi tek sorunumuz

tabi bunun sebebi “bir dil bir insan çok dil çok insan” lafına tezat şekilde çok dil bilse de bir insan etmeyenlere yapılan insanüstü muamele kaldı ki satılan mal kaç bin dolarlık bir şey değilse dilin de zerre kadar önemli olmadığını açıkça söyleyebilirim

ha derseniz ki sinem madem dil bu kadar basit bi şey ne diye biz kaç senedir bi’ ingilizce’yi bile öğrenemedik (genelde bu da hep “bi ingilizce bile”dir başkasını diyeni daha duymadım nedense küçümsenir bir ama anadili ingilizce olanları tenzih ederim tabi) bunun tek sebebi kötü eğitim sistemidir derim

tabi yaptığımız işte kullanılan dilin buyrun, deneyin ve fiyatı da şu’dan öteye gitmediğini de belirtmem gerekir sanırım

bu iş hayatına atılma olayının en iyi yanı ise dizilerdeki hayat okulundan mezun olmuş bilge karakterin ta kendisiyle tanışmış olmamız tabi nev ve athena‘nın yeni albüm çıkardığını da yine orada öğrendim ve tabi her düşündüğünü söylememeyi hatta hatta düşünmemeyi (pink floyd bizim için söylüyor: all in all you are just another brick in the wall)

ve de ve de en en en önemlisi pastane/kafe/bar/restaurant açmanın kadın kısmısının hepsinin rüyası olduğunu

hal böyleyken de bu güne değin “bi’ pastane açayım da seni işe alayım” diye kandırıp, hayalleriyle oynadığım tüm genç kızlardan özür dileyip gideyim şimdilik

Reklamlar