Etiketler

,

efendim bu seneki yaz tatilimizi uzun yaşayan insanların memleketi nazilli‘de amcamızın yanında geçirdik

amca demek bizim ailenin mutfaktaki son noktası demek -babam diye söylemiyorum babam da elbette amcamla yarışır seviyede ama amcamın farkı pastane ve restaurant geçmişinden kaynaklanıyor tabi bi de bana balık çorbası yapmasından ve de krem karameldeki yardımlarından ve son olarak da sezim’e mus ve profiteroldeki yardımlarından –

konuya doğrudan yemekten girmemin sebebi ise nazilli’ye gidince ilk ve en çok yapmak istediğim şeyin boyoz yemek olması

boyozla tanışmam ise bi bayram günü misafirlerden kaçıp, kavak yelleri izleyen sezim’le mustafa’nın yanına gitmem ve pastacı çocuğun boyoz yapmasıyla oldu

izmirli bi yahudi tarafından icat edilen boyozun yapılması hiç de öyle dizideki gibi
kolay iş değilmiş o kat kat, çıtır çıtır, ağızda eriyen şeyi elde etmek için
hamurunu nerdeyse çarşaf kadar kaç kaç kaç kere açmak gerekiyormuş

aklımda olan bir diğer şey de nedense bizim memlekette nedense olmayan kokoreç ve biricik eşi turşu suyu idi

bir de onun için dağlar tepeler aştığımız ödemiş köftesi var tabi

ödemiş köftesi yemek aslen benim değil babaannemin fikri idi kaç sene öncesinde gelip yediğimizde yanına bi soğan vermişler –vermişler diyorum zira deli gibi pişmiş soğan manyağı olmama rağmen hatırlamıyorum- bu da bizim babaannenin aklında kalmış neyse kalktık gittik bize de gezme eh nihayetinde hem de sonunda yemek var neyse gittik ama soğanı kışın veriyorlarmış yazın domates biber mevsimi olduğundan o düştü rızkımıza

bunca yol gittiğimiz köftenin daha doğrusu kebabın özelliği ise biber salçası ve
tereyağıyla yapılan sosu

ve son olarak yine benim aklıma takılıp kalan kekikli kahve

içmek için bu kadar hevesli olsam da açıkçası kekikli kahveden beklediğim kekik suyu gibi hafiften acı bi şeydi hele de böyle duble gelince az korkmadım değil ama o
acı suyu olan kekik böyle kocaman sade kahveyi yumuşatıvermişti işte 

tamam ben de fark ettim sırf yiyip içmeye gitmişim onca yolu gibi oldu o yüzden artık gezdiğime gördüğüme geçiyorum

ilk fotoğrafımız amcamın dedemle ozan abi’mi salihli – nazilli maçına giderken gösterdiği dedemin bize anlata anlata bitiremeyip merakımı tavan yaptırdığı  gölcük – ödemiş

dağlar ardında bir orman varmış şarkısına nazire yapan dağlar ardındaki, arasındaki göl

google’a gidip ödemiş gölcük yazarsanız bu açıdan çekilmiş onlarca fotoğraf
görebilirsiniz

bir sonraki akyaka – muğla

ve benim ilk defa gördüğüm, yeşilleri siyah benekleriyle biraz korkunç olsa da kurusunu sallayınca marakas olan haşhaş

haşhaşın hikayesi çok acıklı üstünden dönen dolapların ise bini bir para

malum haşhaş demek uyuşturucu demek babaannemin anlattıklarından aklımda kaldığınca anlatayım bi vakitler bizim memlekete de ekilmiş herkes çok sevinmiş zira oldukça bereketli bi bitki imiş başta devlet destekli yani iyi para var
sonrasında çekirdeğinden de yağ çıkıyor e kalanını da ver hayvanlara dediğim
gibi çok bereketliymiş sonrasında ise gelsin siyasi oyunlar neyse dalıp gitmeyelim malum bi başlarsak uzun sürer

onun yerine yine ilk defa gördüğüm tütüne geçelim

böyle güzel pembeli çiçekleri olsa da asıl iş görür yeri bunun o yapış yapış yaprağı

ve son olarak suyun içinde pazarıyla kırkoluk

aslen kırkoluk kırk tane oluğu olan bi çeşme ve hemen yanına kurulan pazarıyla bi
mevkii bu fotoğrafı eklememin sebebi ise burdan aldığımız kekikli bal

yaz tatili bölüm 2: pamukkale, efes, afrodisias’la devam etmek üzere

Reklamlar