Etiketler

, , , , ,

BÖ!efendim BÖ! 2010 adaylığım kabul edildiği için an itibariyle pek mesudum
Boğaziçi Öniversitesi‘nde yüksek lisans ya da Bristish Öirlines‘da iş fırsatı değil belki ama ya da nam-ı diğer Blog Ödülleri şu an elinde bu ikisi de olmayan benim gibi birinin tek eğlencesi – tamam abartmayım tek eğlencem burda yazı yazmak değil elbet – olan blogculukla ilgili önemli bi hadise

hele de benim ne bi krem brüle tarifi verdiğim ne de tişörtten gece elbisesi yapımı gibi şeyler anlattığım düşünülürse sırf beyin tomografim’le böyle bi olaya girişmek gerçekten heyacan verici hemen belirteyim ki aday oldum diye bundan sonra kompozisyondan 100 çeken edebiyatçı yalakası tarzı yazı yazmayacağım elbet zaten bu tamlama da Sadece Kaan‘ın Hayal Tomografisi adlı köşesinden devşirdiğim bi tanımlama
neyse olay yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerime sarmadan başka şeylere
geçeyim

öncelikle o kadar dil milliyetçisi geçinmeme her fırsatta kardeşimin ankara ağzı türkçesine laf söyleyememe o da yetmeyip televizyondakilere bile laf atmama rağmen çiizkek demekte ısrar ettiğim şeyin bir türkçesinin olduğunu öğrenmiş bulunmaktayım peykek
evet belki çiizkek kadar havalı bi kelime değil ve biraz da pey sanki kekin markasıymış gibi duruyor ama türkçeye yabancı kelimeleri doldurmaktan daha güzel olduğu kesin

tabi şimdi çoğu kişinin bu yabancı kelime düşmanlığını yanlış anladığını değil bayağı bayağı anlamadığını düşünüyorum
her ne kadar uzun bi konu olsa da şurada hemen özetleyeyim misal misal arapça poşet fransızca ya da sebze farsça ama biz bunları pek ala anlayabiliyoruz bu da demektir ki bunlar türkçe
karşı olduğum nokta ise luzumsüz yere yabancı dillerden kelime ithal edilmesi tayming ne ya allaseniz?
bi de ek fiil ekleyerek oluşturulan zırvalar yok mu? start ver- çek et- provoke et- hay sıtart sensin vermek de sana koşa koşa gelsin diyorum ne diyeyim bunlara

neyse daha da sinirlenmeyim de güzel bi şeylerden bahsedeyim

efendim bu aralar film seyretmeye pek vaktim olmuyor haliyle ben de daha kısa süreli olan animeleri tercih eder oldum
ve galiba görüp görebileceğim en güzel animeyi izledim ef – a tale of memories

ef
kanımca çizgi bi şey en fazla ne kadar göze hitap edebilir ki sorusunun cevabı niteliğinde bi anime haliyle burda o renk cümbüşünü o görselliği anlatmam mümkün değil

tabi o basit konuyu bile ay n’olcak şimdi‘ye çevirmelerini ve bittabi Kuze‘nin o manyak ötesi keman nağmelerini eklersek ef‘in yeme de yanında yat tadında bi anime olduğunu söyleyebilirim

2. sezonu ef – a tale of melodies ise memo‘dan sonra daha ne olabilir ki diyen beni utandırmak için yaplmış sanki

güzel demişken bir de reklamlara girmek istiyorum mehmet ali alabora‘nın işbankası reklamları ne manyak olmuş öyle ya ilkine de çok gülmüştüm ama yazmak 2.ye kısmetmiş
bi de selim‘li vodafone reklamları var ki bilhassa sekürü sekürü diye bağıran selime hemşire‘ye bitiğim resmen
ilk çıktığında vodafon sizi yok şöyle bağlar yok böyle bağlar diyen basit
reklamlarından sonra artık her reklamlarından sonra benim niye yok diye üzülüyorum zira benim hatlarımın reklamları hiç de böyle güzel değil
her ne kadar turkcell’in tosun ve damat‘ı avea’nın emre ve aslı‘sına
nazaran daha güzel olsa da selime‘nin yeri bi başka

Reklamlar